Selamlar! Son zamanlarda çok yaygın olan o dikey formatlı kısa diziler senin de karşına çıktı mı? En başta ne kadar dirensem de bir boşluk anını denk getirip beni de o batağa çektiler 😀 Sonra sorgulama aşamasına geçtim. Ben bu saçmalıklara neden vakit ayırıyorum? Kaldı ki hala ayırmaya devam ediyorum ama neden?
Şimdi bu yazıda da birlikte sorgulayıp beyin fırtınası yapalım ve bakalım ortaya neler çıkıyor? Çok tatmin edici bir yazı olur mu bilmiyorum ama bir fikir oluşturacağına eminim. Yazının devamında “siz” diline geçeceğim çünkü daha geniş bir kitle olarak düşünerek yorumlarımı yapacağım. O halde başlayalım!
Bu İşin Fikir Babası Kim?
Bu sektörün fikir referansı Çin’deki web romanları. Global öncüsü de ReelShort. Çinli yayın kuruluşu COL Group’un desteklediği Crazy Maple Studio tarafından Silikon Vadisi’nde kuruldu ve amacı basitti: Pembe dizi mantığıyla TikTok kitlesini birleştirmek.
Neden Bu Dizileri Böylesine Merakla İzliyoruz?
Çünkü bu diziler insanın mantığını ve duygusal yaklaşımlarını manipüle edip bir paradoksa sokuyor ve pazarlama stratejileriyle de merak uyandırıyorlar. Aslında size desem ki bir multimilyarder var fakir gibi yaşıyor ve insanlar onu eziyor ama o sonra kim olduğunu kanıtlıyor herkes pişman oluyor izleyin mutlaka desem o an size cazip gelme imkanı var ama sonrasında hiçbiriniz açıp izlemezsiniz o diziyi.
Bu platformlar hem duygusal manipülasyon hem de psikolojik manipülasyonlarla bizleri kendine çeker. Önce bir hikaye veya shorts kaydırırken dizinin tam orta noktalarından birkaç saniyelik kesit karşımıza çıkar ve ardından flashback şeklinde ana karakterin aslında kim olduğu gösterilir, dizi akışı devam eder. O anda bizi ele geçirmişlerdir aslında. Sonra “kısa video” algısıyla videonun sonuna kadar izleyelim deriz. Bir noktada sıkılsak bile bu kadar izlemişim az kalmış diye düşünerek devamını getiririz ve tam her şeyin çözüleceğine inandığımız noktada satın alma duyurusu geçerek diziyi keserler.

İşte tam bu noktada o diziden vazgeçip devam etmek vakit kaybı algısı yaratır ve hem merak ediyorum hem de tamamını getireyim diye düşünerek izlemek isteriz. Belki birkaç kere bu düşünceye düşmeden o reklamları geçebiliriz ama sonrasında reklam değişerek bir tık daha ileriyi gösterir bize. Olay hala çözümlenmemiştir. Sırf bu merakla bile o diziyi bitirme isteği artmaya başlar. Merak çok ön plana çıkmıştır artık. Uygulamayı indiririz.
Uygulamayı indirdikten sonra girdiğimizde ücretsiz bölümleri atlaya atlaya gideriz zaten reklamda heyecanlı yere gelmiştik buralar vakit kaybıydı. Şimdi sıra ücretli bölümlerde. Dizi 60+ bölümden oluşmaktadır ve uygulama ücretsiz bir biçimde reklam izleyerek bölüm sunar. Belki izlersiniz belki izlemezsiniz ama izleyip ücretsiz 2 bölüm izlediyseniz 3. bölümde 30 saniyelik video izlemek ağır gelecektir çünkü video akışı yavaşlamıştır. Sırf reklam izleyerek tatmin olmayın diye nihai an çok ertelenmiştir.
Reklam izlemekten sıkıldık mı? Artık muhasebe yapma vakti. Burada da işin içine mikro satış psikolojisi giriyor. Uygulama, aylık bir abonelik sunsa belki de vazgeçeceğiz. Ama uygulama bize haftalık bir abonelik sunuyor ve buna ihtiyacım olan paket gözüyle bakıyoruz. Haftalık 400₺ yerine 250₺ gibi bir sözde indirimle fiyat cazipleştiriliyor. Bunu ödeme gücünüz varsa satın alma süreci hızlanıyor.
Önce bir yuh dediniz ama sonra dizinin merakının ağırlığı altında karar verme konusunda aceleci davrandınız. Ayrıca bu hafta biraz vakit ayırıp paranın hakkını çıkaracak kadar dizi izlerim dediniz. Satın alma gerçekleşti ve diziyi izlemeye devam ettiniz.
Buna aslında Cliffhanger Mühendisliği deniyor. Bir yazıda tek başına bu yönteme yer vereceğim ama şimdi buradaki yeri şu: Bölümler, hikayenin mantık akışına göre kesilmiyor. En çok merak edeceğiniz saniyede kesiliyor. Yani buradaki şey bir sanat değil, Zeigarnik Etkisi mühendisliği. Tamamlanmamış işler zihni meşgul eder ve bölümleri izlemek tercihten çok nörolojik bir zorunluluk haline gelir. İşte gerçek bir manipülasyon.
Satın alma kısmında psikoloji buydu, izlerken bu saçmalıklara ayırdığımız vakti “buna değer” kılan şey neydi peki?
Tekdüze Senaryo ve Paradoks Manipülasyonu

Bu sektörden 1000 dizi izlemedim tabii ki ama izlediğim reklamlar ve diziler referansıyla rahatlıkla söyleyebilirim ki: TEMA AYNI. İşleyiş değişse bile tema mutlaka aynı:
- Bay Bages (hep bay veya bayan derler feministler üzgünüm :D) dünyanın herhangi bir konuda en iyisidir ve çok aşırı üst tabaka ve yakınındakiler hariç kimse yüzünü görememiştir.
- Ceyda ve Alara, Bay Bages’in yanındaki dünyanın ikincileridir (yazı benim ya ondan kendimi birinci yapabilirim bence 😀 ) ve tüm dünya onları tanır, onlar Bages’in yanındaki diğer efsanelerdir.
- Bay Bages, Kübra’ya aşıktır ama mütevazı bir hayat sürmek gibi aptalca bir karar aldığı için Kübra dahil etrafındaki kimse bunu bilmiyordur
- Kübra’nın ailesi, arkadaşları ve mutlaka onu seven bir
dallama, Bay Bages’i (artık oradaki mahlas her ne ise o isimle) sebepsizce aşağılamaya ve onu hor görmeye başlar - Bay Bages sükunetle ve duruşuyla bunlarla yüzleşir ve soğuk bir intikam şeklinde işi ağırdan alarak kendini kanıtlamaya başlar
- Onu aşağılayanlar arasındaki
dallamakesin Ceyda veya Alara ile bir bağlantı kurma aşamasındadır ve herkes Bages’i aşağılarken ona “Bu dallama kişisi Ceyda veya Alara ile şu şekilde bağ kuracak onlar Bay Bages’in en yakınındakiler, bu dallamayla başa çıkamazsın” şeklinde diyaloglara girer - Bay Bages kendini kanıtlamak ve onları dumur etmek için ikisinden birini veya ikisini arar 5-10 dakikaya burada ol der
- Herkes bu durumla dalga geçer ve kendini utandırmadan burdan kaybol gibisinden sürdürür
- Ceyda veya Alara tam olayın yükseldiği noktada sahneye dalar herkes şok olur ve sonra malların hepsi “bu sefil çağırdığı için gelmiş olamazlar, kesin dallamayla bağlantıları için geldiler öyle değil mi?” diye fikir yürütürler
- Kızlardan biri gelip aralarından bir salağı tokatlar, onun kim olduğunu bilseydin böyle konuşamazdın vs. der kimliği ama hala açıklamamakta ısrarcı bir salaklığı sürdürürler.
- Bay Bages olan kişiyi “kesin hile hurda var” diyerek zorbalamaya devam ederler, Bay Bages de başka birini arayıp karşısından birinin hayatını kaydırır, herkes inanır, herkes pişman, herkes g*t olmuş ve final.
Biraz uzun uzadıya anlattım ama bunu ister kılıçlı bir diziye uyarlayın ister aşk senaryosuna çekin ister milyarder konusunda düşünün bu dizilerin tamamına yakını bu temayla ilerliyor.
Bu tema neden bu kadar izletiyor?
Çünkü herkes bunları izlerken ezilen güçlünün kendini kanıtlayıp karşısındakileri şok etmesini arzuluyor. O an aslında size merhamet duygunuz ağır basmış da ezilenin yanındaymışsınız gibi hissettirse de aslında hala güçlünün yanındasınız çünkü o ezilen kişi dünyanın en iyisi 😀 Yani merhametinizi asgari düzeyde yalanla besleyerek o kişinin yerine egonuzu tatmin ediyorsunuz. Beklentiniz, kişinin hak ettiği konumun açığa çıkması yönünde çünkü o intikam duygusu size haz verecek ve duygusal olarak tatmin edecek.
Buraya kadar her şey basit. Ama bir yandan da realistik bilinçaltınız var. Hayal dünyanız, bunları izlerken kendinizi o kişinin yerine koyup ilerde böyle bir durum yaşama ihtimaliniz olduğunu hissettirecek kadar empati kurmanızı sağlar. Ama beyniniz, dünyanın en iyisi olan o kişi olmadığınızı biliyor. O ortamda olsak olsak dünyanın en iyisiyle kendisini aynı ortamda hayal edemeyecek olan, karşısındaki zorbalar olabiliriz. Çünkü hiçbirimiz böyle bir durumda kalmadık ve kalsak nasıl bir tepki vereceğimizi bilmiyoruz.
İçten içe her ne kadar abartılı oyunculuklar ve saçma diyaloglarla süslenmiş olsa da temelinde bizim de aynı tepkileri verebileceğimizi biliyoruz içten içe. Biz bu dizileri izlerken bu dünya iyisinin biz gibileri yenmesinin tekrar edici hazzını yaşıyoruz. Çünkü biz o açıda hiç olmadık. Ama o konumda insanlar günlük yaşantıda bizim gibi insanlara karşı sürekli zafer halinde zaten. İntikam gibi bir gereksinim duyacakları senaryolar yaşamıyorlar tabii ki ama genel anlamda bir zafer var işin içinde.
Yani burada paradoks şu: Ezilen kişinin kazanmasını istiyoruz çünkü o dünyanın en iyisi. Yine kaybedenin değil, kazanacağından emin olduğumuzun yanındayız. Ama karşısında zafer kazanacağı kişiler, bizim gelebileceğimizi düşündüğümüz en üst nokta. Kendimizi yenilirken izliyoruz ama tatmin edici bir yenilgiye hepimiz tamamız.
Bunu da yorumladığımıza göre satın alma sonrasında neler olduğuna bakalım
Satın aldık ve dizimizi izliyoruz veya bitirdik. Bu süreçte aklımızdan hala farklı dizileri de izler, paranın hakkını çıkartırım gibi bir fikir geçiyor ama orda da gerçeklik işin içine giriyor. Satın aldıktan sonra içimizdeki kumarbaz ve ekonomisinin peşindeki o vatandaş aynı anda ortaya çıkıyor:
Çark sistemleri ve ücretsiz jetonlar.
Çark ile bir şeyler kazanmak genel olarak herkesin hoşuna gider. E para da vermişsin neden günlük çevirme hakkını kullanmayasın ki? Belki kâr edersin. İşte bu algı bizi biraz daha içine çeker. Ama günün sonunda her zaman kasa kazanır bunu da unutmamak gerek.
Ücretsiz jetonlar da paranın bir kısmını iade almak gibi hissettirir çünkü jetonlar da parayla satılıyor ama biz jetona değil aboneliğe para vermişiz. Yani jeton cabası. Bu iki faktör de uygulamada fazla vakit harcamamız için kurulmuş stratejilerdir tamamen.

Ama zaten satın aldığınız için sosyal medya algoritması işin içine girer ve sektördeki öbür reklam verenlerine de fırsat tanımak ve reklamlarını verimli hale getirmek için artık daha farklı platformlardan bambaşka diziler önermeye başlar. Bu reklamların ortak yönü farklı kitle senaryolarına hitap etmek olduğu için de ilgi çekecek şeyler bulmak zor değil.
Nedir farklı kitle senaryoları?
Bu dizilerin senaryoları hibrit diyebiliriz. Hem organik zeka hem de yapay zekayla hızlıca üretilir. Dizilerde alt metin veya karakter gelişimi yoktur daha en baştan ana karakter yüceltilir ve dibe sokulur senaryo onun etrafında gelişir. O yüzden tema bir olduğu için ilgi çekici yönler kalan kısımlarıdır:
- Çok güçlü savaşçı
- Dünya zengini
- Dünyanın en iyi haber şirketi
- Dünyanın en büyük mafyası
- Dünyanın en gözde bekarı
- Zengin kadın
- Aldatan kadın
- Aldatan erkek
Ve daha onlarca kılıf. Bunlara kılıf diyorum çünkü bunlar aynı senaryoya uydurulmuş kılıflar gibi. Bu temalar kitleler için değiştiriliyor.
- 8-35 yaş arası erkeklere ortadoğu savaş temalı, ilgi çekici kadınların bulunduğu vs. bir tema üretirler
- 15-25 yaş arası iki cinsiyette de gençlere o yaşlarda daha sık karşılaştıkları için aldatma temalı diziler üretirler
- 30-45 yaş arası kadınlara daha kadını yücelten diziler üretirler
- 10-45 yaş arası erkeklere daha genel mafyatik diziler üretirler
- 35-55 yaş arası kadınlara daha aile temalı diziler üretirler
gibi gibi gibi onlarca yaş grubundaki kadınlara, erkeklere ve ortak noktalarına hitap edecek yüzlerce kılıf bulurlar. Bunları da sosyal medyada verdiğimiz için verdikleri reklamlar buna göre algoritmada oturur ve bizi bekler. Bu yüzden es geçme oranı çok çok düşük kalır.

Ayrıca alt metin ve karakter gelişimi olmaması ve olayların hızlı akması “hap dizi” veya “fast-food dizi” gibi isimlendirilebilecek mini-dizi algısını pekiştirir. Böylece ona ayıracak vakti hızlıca bulacağınızı düşünürsünüz.
Netflix, Disney+ gibi platformlar bize bu satış operasyonuyla yaklaşmaz. Onların mantığını da başka bir yazıda anlatırım ama şimdi konumuzla alakaları şu: Bu platformlar milyonlarca dolar harcanmış yapımları cihazlarımıza getirirken ayda 200₺-300₺ gibi ücretler alıyor ve bu bize pahalı geliyor. Ama bu dizilerden günde onlarcası çekilip kurgulanıyor ve haftalık 250₺ vermek o an mantıksız gelmiyor. Çünkü oradaki 3 saatlik bir film ne kadar ilginizi çekerse çeksin bir film izleme hazırlığı ve ayıracak vakit gerektiriyor. Bu yüzden gün içinde vakit ayırmıyoruz ama diğer tarafta durum farklı her an ayırabilecek vakit var gibi hissediyoruz.
Nereye varacak bu sektör?
Şimdi bu sektörü sarsmak veya engellemek bir hayli zor. İzleyicilerinin yanısıra izlemeyenlerin de verilerini toplayabiliyorlar çünkü. Bir reklamın veya programdaki dizinin hangi kısımları daha çok izlendi? Tokat sahnelerinde ekranın ısı haritası ne durumdaydı? Tokat ve aşağılama başladığında geçildi mi yoksa izlenme arttı mı? Mafya dizisi hangi yaş aralığında kaydırıldı hangilerinde izlendi? Bunun gibi yüzlerce sorunun cevabını reklam verilerinden ve satın aldıkları platform verilerinden elde edebilecekler.
Sektör, yapay zeka için biçilmiş kaftandır. Veo3 ve diğer yapay zeka araçları ile güncel durumda bile biraz zorlayarak bu dizilerden üretmeye başlayabilirsiniz. Yani sadece Gemini ile senaryoyu yazabilir, görselleri oluşturabilir, videoları üretebilirsiniz. Zamanla fabrikasyon içerik üretimi artacaktır.

Ayrıca sektör, karakter gelişimine zarar verecek gibi de gözüküyor. Çünkü yapısında güçlü olan aşağılanırken gelen o daha az güçlünün, sırf güçlü ve güçlünün yanında diye karşısındakine fiziksel şiddete varan davranışlarda bulunması hızlı bir intikam ve eşitleme gibi duruyor. O tokat atıldığında o daha çok aşağılanacak ve ana karakter üste çıkacak. Yani güçlüysen veya güçlünün yanındaysan daha zorba olmaya hakkın var ve herkes senden taraf olacak algısı yaratıyor.
Bu, eminim okuyan birçok kişide “bu kadar ufak bir şeyden kitlesel bir karakter gelişimi komplosunda bulunmak saçma” algısı yaratacaktır ama arkadaşlar bu ülkede Çukur’dan gördü diye dövme yaptırıp tas kafa gezen çocuklar, Süleyman Çakır’a cenaze düzenleyen koca koca adamlar, dizide ana karakteri aldattı diye gerçek hayatta bir kadına hakaretler eden tipler var. Çocukların karakter geliştirme sürecinde ne kadar kolay eğilip bükülebildikleri bir yana, bu ülkenin zeka seviyesini de büyük görmeniz bir hata olur 😀
Yani popülerliği azalsa bile artık hayatımızda böyle bir sektör var. Bunu kabul edip, yaptıkları hamleleri bilerek hareket edebiliriz. Ben arkadaşlarımın da yönlendirmesiyle karşıma çıkan reklamın adını internette aratıp diziyi korsan yollardan izliyorum ve bunu da gerçekten boş vakitlerimde veya çok bunaldığım anlarda çalışmaya bir mola verdiğimde yapıyorum. Sizlere de benzer tavsiyelerde bulunsam etik olmayacak belki ama bir düşünün derim 😀
Epey uzun bir yazı oldu, sıkılmadan okuyabildiysen psikoloji konusunda meraklı veya bu dizilerden muzdarip birisindir 😀 Sonraki yazıda görüşmek üzere, KEYİFLE KALIN!


