Herkese merhaba! Sizinle benden biraz konuşmak istedim 🙂 Bu yazımda çoğu zaman kendime de sorduğum bir sorunun cevabını sizinle paylaşacağım. Her zaman gelişmek için bulunduğum yeri sorgulamam gerektiğini düşünürüm. Belki bunu yaparken size de bir katkım olur. Özellikle bu bölümü düşünenler varsa “bu kararımdan memnum muyum, beni bu noktaya getiren neydi?” sayfamda tüm bunlara yer vereceğim. İlk basamak için zamanda kısa bir yoluculuk yapacağız…
Herkesin gideceği yolu seçmesinde bir sebep vardır. Geleceğini planlamak için çok detaylı düşünür sağlam adımlar atmak ister. Bense meslek seçimimde nedense böyle bir kaygıya düşmedim. Çalışma hayatının aslında büyük anlamda para kazanmak için var olduğunu henüz deneyimlememiştim. Böyle olunca da haliyle meslek seçimimde sadece sevdiğim alanları düşündüm.
Atamaların az olmasını, insanların giderek bu bölümü daha az tercih etmelerini kafama takmadım ki bizim senemizde diyetisyenlik geleceğin parlayan yıldızı olacak gibi konuşuluyordu. Ne yazık ki o yıldız her geçen sene biraz daha kayıyor…

Aslında mesleğimi çok zor buldum çünkü fikirlerim çok değişkendi. Küçükken arkeolog bile olmayı isterdim; ki aslında hep sözel alanlara fikirsel konulara ilgim vardı; felsefe sosyoloji belki fotoğrafçılık bu gibi bölümleri kendime yakın görüyordum. Ve bu saydığım alanların hiçbiri ne yazık ki Türkiye’de değer görmüyor. Tabi ki tüm dünyada hiçbir şey altın tepside sunulmuyor ama ülkemizde ne yazık ki sunulmayı da geçtim sakınılan şeyler var…
Sınav dönemi yaklaştıkça işler benim için değişti. Google’da “önü açık meslekler” gibi bir arama yapmak zorunda bile kaldım. Çevremin uyarıları, arkadaşlarımın planları hepsi düşüncelerimi etkiledi tabi. Aklımda son bir seçenek daha vardı.

En son kararım moleküler biyoloji ve genetik olmuştu. Genetik mühendisliğini istememdeki en büyük sebeplerden biri burada ismini de vereceğim; Cemre Uçaryılmaz‘dı yani benim için Cemre Abla’ydı. Benim için çok kıymetli bir insandı. Hala aklıma geldiğinde gözlerim dolar. Kendisi uzun bir süre kanserle savaştı. Bu süreçte sevdiği adam hep yanındaydı ki; aşka dair hep soru işaretleri olan beni bile aşka inandıran, gerçek sevginin ne olduğunu gösteren bir hayatı vardı.
Blog sayfasından genetik mühendisliği ile ilgili yazılarını görüp ona sürekli mail atardım ve hiçbir sorumu karşılıksız bırakmazdı. Kendisi gerçekten bir abla gibi bana yol gösterdi ama sonra defalarca yendiği ama yine kendisini içinde bulduğu bu savaşı kaybetti.
Mesleğinde de çok güzel yerlere gelmişti akademik anlamda kendini çok geliştirmişti ve gerçekten benim idolümdü. Ama sonradan sayısal yoğunluğu bu denli fazla olan bir bölümün bana uygun olmayacağını düşündüm. Çünkü ders içeriklerine baktığımda hemen hemen hepsi mühendislik dersleriydi ve hiç benlik değildi.
İşin sonunda bir bilim insanı olacaktım. Evet bir laboratuvara girip solucanları incelemek, üzerinde oynanılan bir tek genin yarattığı değişimi görmek fikir olarak çok heyecan vericiydi ama bunu yapabilmem için gerçekten sayısal bir kapasitemin de olması gerekiyordu. (Realist olabilmeme şaşırdım şu an kendimi tebrik ediyorum)
En Kötü Karar Kararsızlıktan İyi midir?
Kararsızlık sürem uzadıkça moralim de bozuluyordu tabi. Böyle zamanlarda yemek yemek bana çok iyi geliyordu ki mutfakta zaman geçirmeyi her zaman çok sevmişimdir. Ben de parlak bir fikirle bir zamanlar düşündüğüm gastronomi alanıyla genetiği birleştirdim. Diyetisyenlik bu anlamda tam olarak beklentimi karşılayan bir meslekti. Her ne kadar influencerların göz bebeği gibi görülse de benim gözümde insanlar için şifa olabilecek şeyleri araştırmak adına bir kapıydı.

İşin başka bir boyutu da şuydu; açık konuşmak gerekirse tıp, hukuk gibi gözde ve zor bir bölüm okumayı istemiyordum. Üniversite hayatımda hem biraz daha rahat olabileceğim hem de ilgi alanıma dahil olan bir meslek olmasını istedim bu yüzden doğru bir seçim yaptığımı düşünüyorum. Bölümümüze gelen çoğu kişi daha üst sıralamalardaki meslekler tutmadığı için bu bölümü yazdığını söylüyorlardı ve ben aksine severek yazmıştım.
Bölüme Ankara Üniversitesi’nde başladım, Hacettepe Üniversitesi’nde bitirdim ki ilk dönemde yani Ankara Üniversitesi’nde olduğum zamanlar korona belası ortaya çıktı, pandemi başladı. Üniversite hayatı yaşıyor gibi değildim. Ama en azından çalışma şartlarımız (full evde olunca doğal olarak) daha rahattı. Ortalamamı yüksek tutmayı başardım ve “neden daha iyi bir okul olmasın” diyerek Hacettepe’ye geçmeyi düşündüm çünkü bizim bölümde en yüksek devlet üniversitesi oydu. Kabul aldım ve üniversitemin 2. senesinde -benim için ilk üniversite yılımda- Hacettepe’deydim.

Sıhhiye kampüsü Beytepe gibi değildi, biraz daha lise ortamı gibiydi benim için çünkü tam bir kampüs ortamı yoktu. Hastanelerin yanında olduğu için çok öğrenci moduna giremiyorduk açıkçası herkes böyle düşünüyordu. Tüm Sıhhiye bir şekilde Beytepe’ye gitmenin fırsatını kolluyordu. Konserler etkinlikler ne varsa Beytepe’de vardı. Ama zamanla kendi yerleşkemi de sevmeye başlamıştım. Şu an düşününce orayı bile özlüyorum farklı bir havası vardı aslında.
Gerçekten kendi alanımda güzel bir eğitim aldım ve bu bölümü okuduğum için pişman değilim. İyi ki diyetisyenim diyorum ve ileride çok daha iyisini başaracağımı da biliyorum. Ha mesleğin olumlu olumsuz yanlarını başka bir yazımda konuşuruz tabi…
Bazen kendimi çok büyük görüyorum bir şeylere geç kalmış gibi hissediyorum ama aslında hiçbir şeye geç kalmadım. Henüz 23 yaşındayım ve bir noktada ivme yakalayacağımı biliyorum ya da kendimi mesleki olarak tatmin edeceğimi biliyorum. Çünkü sürekli içimde kendimi geliştirme çabam var. Bunu eyleme döktüğümde harika şeyler başaracağımı biliyorum. Bence önemli olan da bu…
Burada mesleki düşüncelerimi, belki gördüğüm vakalardan örnekleri de paylaşacağım. Ama şimdilik yazımı burada bitiriyorum çünkü beni bıraksanız sabaha kadar konuşabilirim. Sizinle bu yazıyla birlikte tanışmış olduk. Umarım diğer yazılarımda da denk geliriz. O zamana dek kendinize iyi bakınn





“Neden?” sorusunun cevabının çok güzel ve açıkça verildiği bir yazı olmuş. Emek verilmiş bölüm ile ilgili güzel detaylara yer verilmiş bir yazı emeğinize sağlık.
Çok güzel bir yazı. Tebrik ederim. Yazılarınızı dört gözle bekliyoruz