Geçenlerde arkadaşlarımla bir konu hakkında uzunca tartıştık. Bu tartışmanın sonucunda fark ettim ki bu ülkede çok değerli sanatçılar ve çok yönlü tarzlar var. Hak ettikleri kadar övülmeyen bu değerlere sahip çıkmak boynumun borcudur dedim. Ben bahsedeceğim çoğu sanatçının aktif olarak müzik yaptıkları yıllarda ya da en parlak dönemlerinde dünyada yoktum belki ama eserlerinin cızırtısı bile kulağıma değdiğinde sanki o tozlu stüdyolarda, o heyecanlı kalabalıkların arasındaymışım gibi hissediyorum
Vitrinde her zaman en çok parlayanlar durur. Ama o vitrini ayakta tutan, müziğin mutfağında devrim yapan öyle isimler var ki, onları bilmeden müzik dinlemek biraz eksik kalır. Sizinle popüler kültürün tozlu raflarında unutulmuş ama etkisi hala damarlarımızda dolaşan o öncülere selam duralım. Aslında bu liste daha o kadar uzar ki okumak günlerimizi alır. Bundan dolayı burada yazılmayan efsane isimlere de selam olsun.
Türkiye’nin “The Beatles”ı: Mavi Işıklar
Henüz ortada “Anadolu Rock” ismi bile yokken, 1964 yılında pırıl pırıl takımları ve kusursuz vokalleriyle ortaya çıkan bir grup vardı. Mavi Işıklar, Batı’daki “Beat” akımını Türkiye’ye en saf haliyle getiren ekiptir.
“İyi Düşün Taşın” gibi parçalarla Rock’n Roll ruhunu Türkçe sözlerle harmanladılar. Onlar, sahnede pijamayla şarkı söyleyecek kadar aykırı, aynı zamanda kusursuz armoniler yapacak kadar disiplinliydiler. Türkçe Rock’ın “show” ve “vokal” tarafındaki temel taşlarını onlar döşedi.

Anadolu Rock’ın Devleri: Moğollar
Bugün “Anadolu Rock” diyorsak, bu terimin isim babası olan Moğollar’ı en başa koymalıyız. Onlar sadece müzik yapmadılar, bir formül buldular: “Batı müziğinin dinamizmi ile Doğu müziğinin bin yıllık ruhunu birleştirmek.”
Cahit Berkay’ın yaylı tamburu elektro gitar gibi ağlatması, Taner Öngür’ün o yürüyen bas hatları… Moğollar, Dağ ve Çocuk gibi eserlerle bize şunu gösterdi: Bir Hammond org ile bir kaval aynı şarkıda sevişebilir. Onların tarzı, köylü ile kentliyi, kravatlı ile kasketliyi aynı ritimde buluşturma sanatıydı.

Kardeşlik ve İnovasyon: 3 Hürel
Eskilerden bahsederken 3 Hürel’i (Feridun, Onur ve Haldun) anmamak büyük eksiklik olur. Onlar, dünyada eşi benzeri olmayan bir grup. Feridun Hürel’in kendi icadı olan “çift saplı saz-gitar” (bir sapı elektro gitar, diğeri bağlama) aslında bu müziğin fiziksel bir kanıtıydı.
Tarzlarına baktığınızda, müthiş bir vokal armonisi ve o dönem için çok ileri bir davul tekniği görürsünüz. “Sevenler Ağlarmış” ya da “Madalyonun Ters Yüzü” şarkılarındaki o progresif yapı, bugünün modern gruplarına bile taş çıkarır. Onlar, bu müziğin hem mühendisi hem de ozanıydılar.

Saykodelik Bir Rüya: Hardal ve Erkin Koray’ın Mirası
Eğer biraz “kafası karışık”, dumanlı ve derin tınılar arıyorsak, duracağımız durak Hardal grubudur. 70’lerin sonunda çıkardıkları “Nasıl? Ne Zaman?” albümü, Türkiye’nin Pink Floyd’u gibidir. Progresif Rock ile yerel ezgilerin öyle bir harmanlanmış olduğunu görürüz ki, bu o dönem için bir hazinedir. Hardal’ı dinlerken hep şunu düşüyorum. Şu an insanların acayip dediği grup isimlerinin öncüsü bu grup olabilir mi?
Tabii bu yolun öncüsü olan Erkin Koray, nam-ı diğer Erkin Baba, müziğimize “distortion”ı getiren adamdı. Onun tarzı, saf bir isyandı. “Yalnızlar Rıhtımı”ndaki o hüzünlü Blues tınısı ile “Mesafeler”deki o sert saykodelik solo arasında kocaman bir dünya var. Erkin Baba, müziğiyle bize “özgür olun” dedi.

Şehrin Sözlü Rock Hali: Bulutsuzluk Özlemi ve Nejat Yavaşoğulları
90’lı yılların başında Türkiye, henüz “Türkçe sözlü rock olur mu?” tartışmalarını tam bitirmemişken, Nejat Yavaşoğulları ve Bulutsuzluk Özlemi çıktı sahneye. Nejat Abi, bir mimar titizliğiyle inşa etti şarkılarını. Onun tarzı, Anadolu Rock’ın o köylü/ozan geleneğinden biraz daha farklıydı; o, şehrin entelektüel isyanını, üniversite kantinlerindeki tartışmaları ve toplumsal sancıları Blues tınılarıyla harmanladı.
“Sözlerimi Geri Alamam” sadece bir aşk şarkısı değildir; bir duruştur. “Acil Demokrasi” derken Blues’un o dertli yapısını siyasi bir bilinçle birleştirdiler. Onların müziğinde saksafonun o puslu sesiyle elektro gitarın sertliği, tıpkı bir şehrin karmaşası gibi iç içe geçer. Nejat Yavaşoğulları bize rock müziğin sadece “bağırmak” olmadığını, bir şeyler “söylemek” olduğunu kanıtladı.

Gitarın Ruhu ve Gücü: Yavuz Çetin
Bulutsuzluk Özlemi’nin o toplumsal Blues’undan, bireyin iç dünyasındaki en derin, en karanlık ve en saf Blues’a geçtiğimizde bizi Yavuz Çetin karşılar. Yavuz, bu toprakların gördüğü en büyük yeteneklerden biriydi, ama o kendini hiçbir zaman bir “yıldız” olarak görmedi. O, sadece bir “anlatıcıydı.”
Gitarı eline aldığında, sanki bir enstrüman çalmıyor da kendi ruhuyla dertleşiyordu. “Benimle Uçmak İster Misin?” parçasındaki o meşhur solosunu dinlerken, notaların arasında bir adamın nasıl yavaş yavaş eridiğine şahit olursunuz. Yavuz’un tarzı, Jimi Hendrix’in vahşiliği ile Eric Clapton’ın zarafetinin bu coğrafyanın hüznüyle yıkanmış halidir. “Satılık” albümü, şehrin o sahte parıltısına karşı atılmış en içten, en hüzünlü çığlıktır. O tellere vurduğunda, Blues sadece bir müzik tarzı olmaktan çıkar, bir yaşam mücadelesine dönüşür.

Metalin Anadolu İrfanıyla Buluşması: Pentagram ve Dr. Skull
Biraz da tansiyonu yükseltelim. Türkiye’de Metal denince akla gelen ilk isim Pentagram (Mezarkabul). Onları özel kılan şey, sadece sert olmaları değil; “Anatolia” albümüyle beraber makamsal müzikle metali evlendirmeleriydi. Hakan Utangaç ve Tarkan Gözübüyük’ün yarattığı o atmosfer, bizi bazen bir şaman ayinine, bazen bir dervişin zikrine götürür.
Aynı dönemlerde Ankara’dan yükselen bir ses daha vardı: Dr. Skull. Türkiye’de saf Thrash/Heavy Metal’in en önemli temsilcilerinden biri oldular. Tıp öğrencileri tarafından kurulan bu grup, mizahı ve sertliği öyle bir birleştirdi ki, bugün bile “eskiler” dendiğinde metalcilerin gözü dolar.

Şu anda dinlediğimiz efsanelerin doğuşuna vesile olan, bu hazzı yaşamamızı sağlayan tüm sanatçılara selam olsun. Günümüzde de geçmişte de tek bir melodisini duyduğumuz anda bizi çok başka yerlere götüren bu sanatçıları biz dinledikçe o miras tozlanmayacak, o teller titreyecek.
Peki, senin için yeri bambaşka olan, her dinlediğinde seni ‘o ana’ ışınlayan o efsane kim? Yorumlarda buluşalım.



